KEVSER SURESİ                                                                                                                                               

                                                                        بسم الله الرحمان الرحيم

                                  انا اعطيناك الكوثر  فصل لربك وانحر  ان شانئك هوالابتر

 

      KEVSER SURESİ MEALİ:

      <<ŞÜPHESİZ BİZ SANA EN GÜZEL ÖĞÜT VE NASİHATLARIMIZI VERDİK. SENDE (şimdi) RABB'INI TESBİH ET, ZİKRET. ÖĞÜTLERİMİZİ HİÇ DURMADAN TEKRAR ET ve DAHA FAZLASINI YERİNE GETİR. GELECEĞİ OLMAYAN, SONU PERİŞAN OLAN, TUTUK VE GÜDÜK KALACAK OLAN; SANA KİN BESLEYENDİR.>>                                   Ahmet GUA meali                                                             

      KEVSER SURESİ :                                                        

       Kevser Suresi, Hz. Muhammed (sav)'e has, O'na ait, sadece Onunla ilgili bir sure olarak telakki edilmiş ve öyle anlaşılmıştır. Sureye anlam veren, tefsir eden âlimlerin ekseriyeti, Mekkeli müşriklerden Âs b. Vâil in arkadaşlarına; "Muhammed ebterdir. Bırakın şu soyu kesik adamı, zaten ölünce unutulup gidecek." demesini, bu surenin iniş sebebi olarak kabul etmişlerdir. Bu ve benzeri olaylar, surenin nüzul sebebi olarak kabul edildiğinden, ayetlere verilen mana da bu olayla kısıtlı kalmıştır. Sureye verilen anlam; adeta bir şahsa verilen cevap niteliğinde olmuştur. Surenin, kıyamete kadar etkili derin anlamları, dar bir çerçeveye indirgenmiş ve öyle anlaşılır olmuştur.

       Allahu Teâlâ, bu ayetlerle As bin Vâil'e cevap vermiş ve konu kapanmış gibi yorumlamak, Kevser Suresi'nin ruhuna uygun düşmez. Kevser Suresi, hayatın her alanını kapsayan, insanın duruşunu tespit eden, ideolojisini çizen, engin ifade ve anlamlarla yüklü ilahi kelamdır.

      Kevser Suresi'nin anlamı;

      Hz. Peygamberimizin şahsında her mümine ayrı ayrı hitap eden ve tüm insanlığı aynı nasihat ve emirlerle yükümlü kılan ilahi mesajdır. Sadece peygambere hitap edip inananları hesaba katmayan bir sure değildir. Kevser Suresi'ni içine sindirerek okuyan ve inanan kimse, Allah Elçisi’nin getirdiği davanın saflarında yer aldığını gönlünün derinliklerinde hisseder ve teslim olur. Bir ömür boyu bu hissiyat ve duruşuyla hayatını yaşar. Bu kısa açıklamadan sonra surenin K. Kerim Meallerinde geçen anlam ve yorumlarını inceleyelim ve sonra tespit ettiğimiz Kevser Suresi'nin anlamını müminlerin idrakine sunalım. Mevlâmızın, en güzel ve doğru şekliyle mesajlarını kavrayabilme idrakini bahşetmesi dileğimizle.

     Kevser Suresi Mealleri: 

1- <<Şüphesiz sana Kevser'i verdik. O hâlde Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu sana buğz eden, soyu kesik olanın ta kendisidir.>>                                         Diyanet Meali (Yeni)

2- <<Şüphesiz sana Kevser'i (bol nimet) verdik. Rabbin için salât (ibadet) et ve kurban kes.>>
                                                                                                         Mehmet Okuyan Meali

3- <<Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik. Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu nesli kesik olan sana kin tutandır.>>                                                                   Elmalılı Hamdi Yazır Meali

    Örnekleri ne kadar çoğaltırsak çoğaltalım, bütün âlimler Meallerinde bu sureye hemen hemen aynı anlamları vermişlerdir. Şimdi biz, ulemayı bu anlamlara götüren Ayetlerdeki kelimelerin, klasik Arapça ile ne anlama geldiklerine bakalım.

Ayetlerdeki Kelimeler:

1- Kevser,كوثر  = Mal, mülk, cennet, hikmet, nimet, evlat, cennette bir ırmak (daha birçok anlam verilmiştir). Bu kelime K. Kerim'de tek bir defa kullanılmıştır. O da bu surede dir; başka bir ayette geçmez.

2- Salli ,   صل   = Namaz kılmak, ibadet etmek, yardım etmek.

3- Venhar,وانحر =Kurban kesmek.

  Ayetlerde ki kelimelerin günümüze aktarılan anlamları bunlardır. İslam âlimleri, bu anlamları esas alarak ayetlere yukarıdaki manaları vermişlerdir. Surede geçen kelimelerin Arapça olarak nazil olan orijinal ve birebir olduğu, kıyamete kadar asla değişmeyeceği kesindir. Anlamlarına gelince; surede geçen bu kelimelerin bugünkü Mealler de ve tefsirlerde geçen anlamlarının, Resulullah (sav) zamanında kullanılan anlamlar olmadığı kanaatindeyim.  

       K. Kerim’in nazil olduğu (bu surenin) zaman diliminde, Arapça olarak nazil olan bu kelimelerin o günkü Arapçada kullanılan karşılıkları, bugünkü bizim anladığımız anlamlar değildi. Bu kelimeler, bugünkü anlamlarında kullanılmıyor du; o günün Arapçası ile daha geniş ve başka anlamlar taşıyorlardı. Resul-i Ekrem (sav)’in okuyup sunduğu bu ayetleri sahabe, bizim anladığımız dan farklı anlıyordu inancındayım. Çünkü o gün hâkim olan Arapça; daha sonra gelişen, farklılaşan, anlam kaymalarını doğal olarak içinde barındıran Arapça ile aynı değildi. Yapılan mealler daha sonra farklılaşan ve anlam değişimlerine uğrayan bu anlamlarla yazılmış ve nakledilmiştir.

       Diller zamanla gelişir ve değişime uğrar. O hâlde Kur'an'ı anlamak, asr-ı saadette sahabenin kullandığı Arapça ile mümkündür. Evet Ayetleri daha derinlemesine anlamak mümkün.

 Yukarıdaki açıklamadan sonra, surede geçen kelimelere bir daha bakmamız faydalı olacaktır. Daha sonra Kevser Suresi'nde geçen kelimelerin Peygamberimiz (sav) döneminde hangi anlama geldiklerini inceleyecek ve Kevser Suresi'nin mealini yazmaya çalışacağız. Ancak daha önce kısaca değindiğimiz kelimelerin, günümüz meal ve tefsirlerinde geçen manalarına biraz daha geniş bir perspektiften bakmak, konunun anlaşılması açısından faydalı olacaktır. 

   1- KEVSER =كوثر :

       K. Kerim'de tek bir yerde geçtiğini ve onun da bu surede olduğunu belirtmiştik. Kevser kelimesi; çeşitli sözlüklerde çokluk anlamında sıfat olarak kullanılmıştır. İsim olarak ise; hayır ve iyilik anlamına gelir. İbn-i Abbas (ra), "Kevser, Allah'ın Peygamberine verdiği nimetlerden birisidir." der (Buhari, Rikak: 53). Taberi ve Razi (ra), "Ümmetin çokluğu, şefaat hakkı, manevi lutuflar" olarak açıklarlar (Taberi: xxx209, F. Razi: xxxII:124). Hadislerde, cennetteki havuzun Kevser ismiyle anıldığı ifade edilir. Cennetteki havuz, Peygamberimiz (sav) tarafından Kevser olarak isimlendirilmiştir.

      İslam âlimleri, ayette geçen Kevser kelimesinin anlamını, bu hadiste geçtiği şekliyle havuz olarak da anlamışlar ve diğer anlamları da kullanmışlardır. Ülemâ, Kevser'in birçok anlama geldiğini kabul etmişlerdir. Kevser kelimesi, ayet-i kerim nazil olduğunda sahabe tarafından bugün bizim anladığımız anlamlarda değil daha başka anlamda biliyorlardı. Onların bu kelimeye verdikleri ve yükledikleri anlam, diğer bir deyişle o gün konuşulan Arapça başkaydı. Bu konu ileride ayrıca ele alınacağından, diğer kelimeye geçelim.

     2- SALLİ = صل :

        Namaz kılmak. Salat kelimesinin kök anlamı; bir şeyi bırakmamak, sürekli arkasında durmak, yardım etmek anlamları taşır. Lisânü'l-Arab'ta böyle geçer. Ayette geçen emir, Allah'ın verdiği görevleri O'nun rızası için yapmaktır.

   3- VENHAR = وانحر          

      a) Bütün K. Kerim meallerinde "kurban kesmek" olarak geçer.
      b) Sözlükte; "göğüs hizasına getirmek", "boğazlamak", "boğaz çukuru" anlamlarına gelir.
      c) Venhar, göğüs anlamında kullanıldığı gibi, savaşta göğüs göse çarpışmaya da, daha fazla çaba gösterme anlamında "tenahur" denir.
      ç) Ehlibeyt, bu kelimeyi namazda elleri göğsüne kadar kaldırma olarak anlamıştır; namazda ellerini göğüs hizasına kaldırırlar.
      d) Nahrir, derin bilgi, bilge alim anlamına da gelir.                                         

      Venhar, "kurban kes" olarak anlam verilen bu kelime, Kevser kelimesinde olduğu gibi K. Kerim’de tek bir yerde geçer, o da bu suredir. Başka bir yerde geçmez. Bu sure Mekke de nazil olmuştur. Arapçanın İslami ıstılahlarının (kavramlarının) başlangıç suresidir. İslam dan önceki Arap dili ile İslami dönem Arapçasının süzülüp geldiği kesişme noktası bu yıllardır. Diğer bir deyişle, İslam dan önce kullanılan Arapçanın değişik ve garip kelimelerinden olan Kevser ve Nahır kelimeleri, ilk defa bu surede görülür. Müslümanların sayıca az, ekonomik olarak zayıf olduğu, İslam'a girenlerin çoğunun fakir, köle, kimsesiz, muhtaçlar olduğu bir zamanda bu ayetler nazil olmuştur. Bu Surenin nazil olduğu dönemde, Müslümanlar henüz kurban kesecek durumda değillerdi, sayıca az birkaç kişi hariç. Maddi gücü olanlarında Mekke döneminde kurban kestiklerine dair bir bilgi yoktur.

       K. Kerim’de ahkâm (hüküm) içeren bir ayet geldiğinde, daha sonraki bir sürede bu ahkâmı (emri) açıklayan ayetler gelmiştir. K. Kerim’in ifade ettiği bir hüküm asla kapalı bırakılmamıştır; her hüküm mutlaka açıklanmış, tüm ayetler anlaşılır kılınmıştır. K. Kerim’de tek bir defa ve sadece burada geçen "VENHAR" kelimesiyle ilgili daha sonraki zamanlarda açıklayıcı bir ayet gelmemiştir. Çünkü Venhar kelimesi, "kurban kesmek" anlamı içermiyordu. Eğer kurban kesme emri olsaydı, daha sonraki zaman diliminde mutlaka açıklanır, izah edilirdi. Kuran’da Hz. Peygamber’in kurban veya başka bir hayvan kestiğine dair bir ayet de yoktur. Ama Venhar kelimesinin diğer anlamı olan, baskılara göğüs germesi gerektiği, görevini yerine getirmesine dair çok sayıda ayet vardır (Maide 49, İsra 73, Kale 1-16, Zümer 23).

     Bu sebeple Venhar kelimesi, "kurban kesmek" anlamında değildir. Eğer kurban kesme emri taşısaydı, ayetin ilk nazil olduğu andan itibaren Peygamberimiz (sav) kurban keserdi. Oysa Resulullahın Mekke dönemi boyunca kurban kestiğine dair bir bilgi yoktur. Hatta Medine döneminin ikinci yılından itibaren kurban kesmeye başladığı ve vefatına kadar kurban kestiği sabittir.

     Eğer bu kelime kurban kes anlamı taşısaydı; dört mezhebin fıkıh alimleri kurban kesmek farzdır diye fetva verirlerdi. Dört mezhep imamı bir konuda ittifak ettiler O da Kurban kesmenin FARZ olmadığıdır. Ayrıca bu emrin sadece Peygamber(sav)'e mahsus olduğuna ve mü'minlere hitap etmediğine dair bir karinede yoktur. Ayetteki emir, hem Hz Peygamber'e hem de müminlere hitap etmektedir. Allahu Teâlâ bu surede kurban kesmeyi emretseydi, bunca yıl emri yerine getirmeden Allah Elçisi durmazdı. Venhar kelimesi; ümitvar olmayı, maneviyatı yüksek tutmayı, zorluklara göğüs germeyi ihtiva eder. Arapça-İLKSEL dil bağlamında kelimenin gerçek anlamı ileride açılacaktır. Burada anlamın Klasik Arapça anlayışı ile  "O halde gücünü, desteğini Rabbine tahsis et ve inkarcılara göğüs ger." olarak verilmesi daha isabetli ve uygun olacağı aşikar idi.

        4 - İNNE ŞANİEKE HUVEL EBTER =  " ان شانيك هو الابتر "

            <<Doğrusu sana buğz eden, soyu kesik olanın ta kendisidir.>> (Diyanet Meali)

            <<Sana ebter diyen herifin kendisi zürriyetsiz ve şerefsizdir. Sana gelince (Habibim); senin şan ve şerefin, neslin kıyamete kadar baki kalacaktır.>>                          Beyzavi Tefsiri

             <<Şüphesiz ki asıl (hayırdan yana) soyu kesik olan, sana kin duyandır.>>                                   Mehmet Okuyan Meali 

       Âs b. Vâil’in veya onun gibilerinin Peygamberimize "soyu kesik" diye hakaret etmelerini ayetin iniş sebebi olarak kabul edenler, doğal olarak gelen ayetleri onların hakaretlerine cevap olarak kabul etmişlerdir. Bu anlayışla yapılan tefsir ve meallendirme de: "Zürriyeti kesik olan; Âs b. Vâil ve onun gibiler" şeklinde olmuştur.

      Oysa ki; K. Kerim soy-sopla övünmeyi şiddetle reddetmiş ve yasaklamıştır. K. Kerim’e göre çocuksuz olmak bir eksiklik değildir, olsa olsa bir imtihandır. Tıpkı fakirlik gibi. Allah, çocuk vermediği kimseye çocuksuz diye hitap etmez. Çünkü verende, vermeyende Allah’tır. İslam, insanların doğru yola gelmesini hedef alır. Belli bir ismi ifşa edip hedef tahtasına koymaz, hedef tahtası yapmaz.

    Üstelik Âs b. Vâil ebter de olmadı. Zürriyeti de kesilmedi. Oğlu Amr b. As, devlet adamı olarak Mısır fatihi oldu ve meşhur Sahabeler den biriydi. Hz. Ali ile Muaviye arasında hakemlik yapmıştı. İkinci oğlu Hişam b. As, Habeşistan'a hicret eden Sahabeler den biriydi. Huvel Ebter’in muhatabı kabul edilen Âs b. Vâil’in nesli devam ettiğine göre ayetteki "Ebter" kelimesi bize aktarıldığı anlamda olmamalıdır. Klasik tefsirlerde geçen "soy-sop" anlamında değil, soyut anlamda kullanılmış olması ayetin ruhuna daha uygun düşmektedir.

     EBTER kelimesi; Allah’ın elçisine karşı çıkan, onu aşağılayan, iyilik nedir bilmeyen ve hayırdan kopanların durumunu ifade, tespit ve tenkit içindir. Yani İslam’a karşı çıkanlar kaybetmişlerdir. Esas kaybedenler onlardır. Onların düşüncelerinin sonu yoktur, yanlıştır, denmektedir.

      Ebter:ابتر  = İyiliğe, hayra karşı çıkan, hayırdan kopan manası taşır. Kesilip koparılmış, kopuş yaşamış demektir. Kaybedenler, İslam’a karşı çıkanlardır.

                    Ayetlerde Geçen, KEVSER-VENHAR-EBTER Kelimelerinin tahlili:

      Bu kelimeler Arapçada veciz (özlü) ve tesirli ifadelerdir. Dil ve anlam bakımından etkileyici özelliklere sahiptirler. Kelimelerin ilk ve gerçek anlamlarına ulaştığımızda; (sonraki zamanlarda çeşitli etken ve anlayışlarla kazandığı anlamlara değil) ve Resulullah'ın sahabeye sunduğu ilk orijinal mananın ne olduğunu tespit edebildiğimizde, ilahi vahyin insanlığa vermek  istediği, insanı konumlandırdığı gerçek amaç ve ifadelere ulaşmış olacağız. Bu kelimelerin Arapça yalın anlamlarının surenin anlamını ortaya koymada ki bilinemezliği; Kelimelere bağlam kaynaklı yorum ve anlam eklemeleri yapılmasına sebep olmuştur. Bu anlam genişletmeleri ile Müfessirlerin bu konudaki görüşleri ve ayrışmalarına değinmemiz konuyu daha da anlaşılır kılacaktır.

       Kevser kelimesinin yorum farkı aslında modern bir tartışma değil; oldukça erken dönemlere, İslam’ın ilk birkaç yüzyılına kadar uzanır. Yorum farklarının kökü klasik tefsir geleneğindedir. Kevser Suresi çok kısa olduğu için, içindeki “Kevser” kelimesi baştan itibaren “bu tam olarak nedir?” sorusunu doğurmuştur. Bu da farklı yorumların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Kelimenin üzerine yüklenen anlam katmanları daha sonra anlayışların derinleşmesine sebep olmuştur. Bu anlamların başlıcaları yazımızın başında açıklanmıştır. Burada bir değişik yönüyle tekrar dile getirmemiz yararlı olacaktır.

1.  GÖRÜŞ: “Cennette nehir / havuz”

Bu görüşün kaynağı oldukça erken dönemdir.

  • En önemli dayanak, Hz Peygamber’e nispet edilen hadislerdir.

  • Özellikle Hz Muhammed’in Kevser’i “cennette bir nehir” olarak açıkladığı rivayetlerdir.

  • Bu rivayetler Sahih al-Buhari ve Sahih Müslim gibi erken ve otoriter hadis kaynaklarında yer alır.

Bu yüzden:

  • 8.–9. yüzyıldan itibaren (hicri 2–3. asır) Sünni tefsir geleneğinde bu yorum baskın hâle gelmiştir.

  • Örneğin Taberi (ö. 923) gibi erken müfessirler, “nehir” yorumunu ana görüş olarak aktarır.

2. GÖRÜŞ: Daha geniş anlam: “çok hayır / bereket”

Bu da yine erken dönemden beri vardır ve aslında herkesin kabul ettiği bir çerçevedir.

  • Kevser kelimesi Arapçada kök olarak “çokluk, bolluk” anlamına gelir.

  • Bu yüzden bazı erken alimler:

    • “çok hayır”

    • “peygamberlik nimeti”

    • “ümmetin çokluğu”
      gibi daha soyut anlamlar da vermiştir.

Yani “nehir” yorumu tek başına değildir; bu daha geniş anlamın bir parçası gibi görülür.

3. GÖRÜŞ: “soy / neslin devamı (Hz. Fatıma üzerinden)”

Bu yorum da erken dönemlere gider ama sistemleşmesi biraz daha sonra olur.

  • Şii geleneğinde Kevser:

    • Peygamberin kesildiği sanılan neslinin aslında devam etmesi

    • Bunun da Fatıma üzerinden gerçekleşmesi
      şeklinde yorumlanır.

  • Bu bağlamda Hasan ibn Ali ve Husayn ibn Ali Peygamber soyunun devamı olarak Kevser’in tecellisi kabul edilir.

Bu yaklaşım özellikle:

    1. yüzyıl ve sonrasında (hicri 4. asır ve sonrası)

  • Şii tefsir literatürünün sistemleşmesiyle daha belirgin hâle gelmiştir. Bu ayrım neden ortaya çıktı?

Bu farkın temel nedeni Kevser kelimesini anlamının bilinememesi kaynaklıdır. Haliyle yorum perspektiflidir:

a) Sünni yaklaşım

  • Hadis merkezlidir

  • “Peygamber ne demiş?” sorusu belirleyicidir
    → Sonuç: Kevser = cennette somut bir nimet (nehir/havuz)

  • Bu metot: Kelimenin anlamını hadisle yorumla metodudur.

b) Şii yaklaşım

  • Tarihsel ve ailevi bağlamı (Ehl-i Beyti) merkeze alır

  • “Bu sure hangi sosyal duruma cevap veriyor?” sorusuna odaklanır
    → Sonuç: Kevser = neslin devamı, bereketin somutlaşması anlayışı ile yorumlama

4. Özetle zaman çizgisi

  • 7. yüzyıl (Peygamber dönemi): Kelime ortaya çıktı, kelimenin farklı anlamları içinde barındıran kapsayıcı manasını herkes biliyordu. bu anlamları Hz Peygamber muhtelif zamanlarda  açıklamıştır. Daha sonra:

  • 8.–9. yüzyıl: Hadisler derlendi → “nehir” yorumu güç kazandı

  • 9.–10. yüzyıl: Tefsirler yazıldı → çoklu anlamlar kayda geçti

  • 10. yüzyıl ve sonrası: Şii tefsirinde “Ehl-i Beyt / soy” yorumu sistemleşti

Sonuç

Bu iki yorum:

        Kevser'in gerçek anlamından ziyade hangi anlamları kapsadığı tespitine dayalı kanaattir.

  • İkisi de erken dönem İslam düşüncesinde kökleri olan yorumlardır

  • Fark, daha çok hangi anlam katmanının merkeze alındığı ile ilgili görüşler olarak devam eder.

  • İşin özünde KEVSER kelimesinin dil üzerinden anlamına ulaşma yerine, yorumlarla ayetin anlamına ulaşma gayreti beraberinde anlam daralmasını görüş ayrılıklarını getirmiştir. 
  • Oysa kelimenin dil yönüyle kapsayıcı anlamına ve Vahyin ilk nazil olduğu, Sahabenin anladığı şekliyle ulaşmış olsalardı. her anlayış Kevser şemsiyesi altında barınmış olacaktı.

              Kelimelerin ARAPÇA-İLKSEL DİL Derinliği (Adığabze) İle                                                                Anlamları:

     

     kevser = الكوثر : ARAPÇA anlamları = yukarıda verilmişti.

                                         ARAPÇA-İLKSEL DİL ADĞABZE anlamı:

               USE = Öğüt

          KEUSE = Öğüt veriyor, Nasihat ediyor. yol gösteriyor,

        KEUSER = Öğüt, nasihat, yol gösterme. Birine öğüt vererek kişilik kazandırma, karakter                                       inşa etme. Gelen ayetlerin toplamında insana kazandırılan anlayış ve kişilik                                      VAHYİN İÇERİĞİ; İLAHİ VAHYİN TÜMÜ, "SANA KURANI VERDİK" anlamı en                                     anlaşılabilir mealdir.

       VENHAR:

          Arapça klasik anlamı= Kurban kesme, Şişleme, deveyi göğsünden şişleyerek kesme. elleri                                                     göğse kaldırma, göğüs germe.

          ARAPÇA İLKSEL DİL ADIĞABZE anlamı:

               NAH = daha çok
                    R = Belirlilik takısı

           NAHIRİ = Önceki belirli işten daha fazla,

     NAHIRİ NAH = Daha fazlasını yapma, Bir tık yukarısını yapma. devam etme, Uyarma, daha fazlasını yapmayı isteme, daha iyi yapmayı isteme. Bir önceki eylemin (bir önceki söylemin) daha fazlasını yapmayı emretme anlamı taşır. "Durma, gevşeklik gösterme; "daha fazlasını yap" emri bu kelimenin anlam kapsamının en güzel ifadesidir. Bu kelime namaz kılma emrinden sonra gelmiştir ve namaz emrini teyit edici, açıklayıcı ve her an daha fazlasını yapma eyleminde olma gerekliliğinin ültimatomudur. Burada Kurban kesme anlamı yoktur.

   ŞANİEKE - شانئك = Arapça klasik anlamı: Senden nefret eden, sana düşmanlık besleyen.buğzeden

      EBTER = ابتر:

   Arapça klasik anlamı: Soy-Sop, Soyu kesik olan, Oğlu olmayan nesli devam etmayan

   ARAPÇA-İLKSEL DİL ADIĞABZE:

        ABE = el uzatmak, tutmak, engelleme.

   VUBUT = Tut, önünü kes, engelle.

  YEVBITI = Tutuyor, engelliyor, önünü kesiyor

   EBTER  = Durdurma, önünü kesme, tutma, güdük bırakma anlamları taşır. Burada "gelişmeyecek, yok olup gidecek olan O dur " Anlamı Ayetin en uygun anlamıdır kanaatindeyim.

     Yukarıda geçen kelimeler incelendiğinde; Kevser Suresi, mevcut meallerdeki anlamlardan çok daha derin ve değişik manalar içeren bir sure olarak algılanacaktır. K. Kerim Arapça olarak nazil olmuştur. Allah kelamıdır. Hz. Adem'le başlayan ilk vahiy, son Peygamber Hz. Muhammed’e aynı şekilde gelmiştir. K. Kerim indiği zamandaki Arapçanın durumunu tespit etmek, her kelimenin anlamını o günün anlayışına göre ortaya koymak gerekir. Bu yapılırsa ayetlerin ruhuna uygun mana verilebilir. Daha iyi anlaşılır. Bu çalışmada yapmaya çalıştığımız da budur. Çalışma esnasında Arapçanın ilk orijinal yapısının yanında o dönemde Araplar arasında da kullanılan yabancı dilden kelimelerin anlamlarından da istifade ettik ve bunları ortaya koymaya çalışalım.

      Sonuç:

                                                            Kevser Suresi Meali:

   1- Ayet: "Şüphesiz biz sana öğütlerimizi, en güzel nasihatlarızı verdik." (Kur'an ayetlerini verdik.)

   2- Ayet: "Sende Rabbini an, tespih et (namaz kıl), Onu devamlı zikret ve bu öğütleri tekrar et ve              DAHA da FAZLASINI YERİNE GETİR."

   3- Ayet: "Muhakkak ki ; Sonu kötü olan, silinip yok olacak olan sana karşı gelenlerdir. Sonu perişan olan sana karşı koyandır. 

        <<ŞÜPHESİZ BİZ SANA EN GÜZEL ÖĞÜT VE NASİHATLERİMİZİ VERDİK. SENDE (Şimdi) RABB'INI ZİKRET, TESBİH ET, ÖĞÜTLERİMİZİ DURMADAN TEKRAR ET. AHLAKI GÜZEL OLAN SENSİN. GELECEĞİ OLMAYAN,SONU PERİŞAN OLAN, TUTUK VE GÜDÜK KALACAK OLAN, SANA DÜŞMANLIK EDENDİR.>>                                    Ahmet GUAŞE meali                                                                                                                                  15.Ocak.2025                                                  

   

 

 

 

 

Comments powered by CComment